Bu sayfa JavaScript ile tam olarak çalışır. Aşağıdaki metin ve bağlantılar, JavaScript olmadan da arşive erişilebilsin diye sunulmaktadır.
Türk dostum için üç kez ömür boyu hapis isteniyor
Stephen Kinzer · Boston Globe · 5 Temmuz 2017
Yakınlarda garip bir çağrı aldım. İstanbul'da oturan bir bürokrat Türkiye hükümetinin demokrasiye bağlılığını kutlamasına katılmamı istiyordu. İstanbul'da ve Türkiye dışındaki altı kentte 15 Temmuz günü dağıtılacak özel bir dergiye katkıda bulunacak 30 kadar gazeteciden biri olmam isteniyordu. Her makale "güçlü demokrasinin yararlarını" konu alacaktı.
Kıdemli bir gazeteci ve aynı zamanda siyaset bilimi profesörü olan dostum Şahin Alpay bu makaleyi yazmaya benden çok daha yetkindir. Genç bir solcu kimliğiyle Türkiye'de 1971 ve 1980 askeri darbelerinden sonra hayli hırpalandı. Yıllarca, çoğunlukla da İsveç'te sürgünde kaldı. Siyasi görüşleri zamanla değişti ve 1981'de ülkesine kesin dönüş yaptığında, kendi ifadesiyle, "hayal kırıklığına uğramış bir Marxist" olmaktan çıkıp "inançlı bir liberal sosyal demokrat" olmuştu. Gazetelerde köşe yazarı, radyo ve televizyonlarda yorumcu oldu. Michael Dukakis 1999'da Türkiye'yi ziyaret ettiğnide, Dukakis'in demeçlerini öteki gazetecilere o tercüme etti. 2002 yılında, demokratik söyleminin İslamcı dürtülerine çok ağır bastığı gerekçesiyle Türkiye siyasetinin yükselen yıldızı Recep Tayyip Erdoğan'a oy vereceğini açıklayarak, laiklik yanlısı meslektaşlarından bir kısmını şaşkınlığa uğrattı. Ne yazık ki dostum artık makaleler yazabilecek durumda değil.
Şimdilerde 200 gazeteci ve diğer medya çalışanı ile birlikte hapiste çürümekte. Suçu şimdi yıkıcı addedilen yorumlar içeren köşe yazıları yazmış olmak. Savcılar üç kez ömür boyu hapis ve "silahlı terör örgütü üyesi" olduğu gerekçesiyle ek olarak 15 yıl hapisle cezalandırılmasını istiyor. 73 yaşında ve tanıdığım en sevimli insan.
Tutuklanmasından sonra Alman gazetesi Die Zeit onun için "Türkiye'deki en önemli liberal seslerden biri" nitelemesini yaptı ve "tutuklamaların pek azı Şahin Alpay'ın tutuklanması kadar saçma görünüyor" diye yazdı. Dostum Türk basınının bir kahramanı olabilir veya olmayabilir. İktidar sahiplerini rahatsız eden yazılar yazdığı için birkaç gazeteden çıkarıldıktan sonra, sürgündeki Türk din adamı Fethullah Gülen'e bağlı olan gazetede yazmaya başladı. Birkaç kez Gülen'in ılımlı bir İslam yorumun8u temsil ettiğini yazdı. Gülen muhalifi gazeteciler hapse atıldığında protesto etmeye koşmadı. Belki ben de dahil birçok yorum yazarının zaman zaman yaptıkları gibi belki o da bazı yanlış yargılarda bulundu. Şimdi, yazdıkları için, yıllarca hapiste kalma ihtimaliyle karşı karşıya. Onu ziyaret etmeme izin verilmiyor, ama tutuklanmasından birkaç ay sonra yayımlanan bir habere göre, iki diğer tutukluyla bir hücrede kalıyor ve cezaevinin bahçesinde yürüyüş yapması dahi yasak. Eşi ona kitap ve anti-depresan ilaçlar taşıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir zamanlar Gülen'in bir müttefikiydi. Çatıştılar, yolları ayrıldı ve düşman oldular. Geçen yıl başarısız bir askeri darbse girişiminden sonra düşmanlıkları ölesiye bir hal aldı. Erdoğan, darbe girişiminin arkasında Gülen'in olduğunu ileri sürdü. Gülen'in gazetesinde yazan ya da hakkında iyi bir söz eden herkes birdenbire Nazi Almanyası'ndaki Yahudilere benzedi; yani milletin nefretine layık olan aşağılık bir hain. Dostumun yazdığı şeylerden pişmanlık duyup duymadığını bilmiyorum. Ne var ki, hata yapabilen bir gazete yazarı olarak, köşe yazarlarının sadece yazdıklarından dolayı seri katillere verilen cezalardan daha ağır cezalara çarptırılmalarını ancak haykırarak protesto edebilirim.
Türkiye, 80 yıl süreyle, yolda birçok geri adım da atarak, demokrasiye doğru yavaş yavaş ilerledi. Şimdilerde ters yönde gidiyor. Benim dostum gibi laiklik yanlısı demokratların desteğiyle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan artık demokrasinin özü olan fikirler çarpışmasına tahammül göstermiyor.
Sahin Alpay'ın başına gelen üzücü durum, Türkiye'de gazeteciliğin çöküşünden daha ağır bir gerçeği yansıtıyor. Bu, daha büyük bir öykünün, Türk demokrasisinin çöküşünün bir yansıması. Bundan onbeş yıl önce bütün Orta Doğu, özgürlükle dindarlığın yeni bir karışımı olarak "Türk modeli"nin heyecanını yaşıyordu. Türkiye şimdi siyasi baskıda dünya lideri.
Bu devasa öyküden daha da büyük olan öykü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın otokratik yönetime yönelmesinin dünya açısından taşıdığı anlam. Mısır'dan Macaristan'a, oradan Filipinlere kadar birçok yerde onun gibi demagoglar demokrasinin araçlarını demokrasiyi yıkmak için kullanıyorlar. Özgür kurumların ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyorlar. Bu herkes için, şu sıra özellikle Amerikalılar için çok uyarıcı bir mesaj. Arada sırada kendimi, Washington'u saran delilik hakkında çokça okuduktan sonra, acaba Almanya, Kosta Rika ya da Kanada'daki dostlarım bir gün yazdıklarımdan dolayı hapsedilmemin üzüntüsünü yansıtan yazılar yazacaklar mı diye düşünürken buluyorum.
Türk demokrasisini kutlayacak bir makale yazmam için yapılan daveti görmezden gelmek yerine cevapladım. Gazetecileri yazdıklarından dolayı hapse tıkan bir liderin demokrasinin düşmanı olduğunu savunan bir makale yazmayı önerdim. Önerime cevap gelmedi.
Basında Hakkımda Yazılanlar